Rahman Rahim ALLAH adı ile…
Murat Konuk
1961 Ankara doğumlu.
1982 yılında Ankara G.Ü. İnşaat fakültesini bitirdi
Kaybolan yılların cahiliyesinden,
1989 yıllarında İslami bilince ulaştı.
İslami bilinç, mesleki bilincine de katkıda bulundu.
Yaklaşık 25 senelik üst yapı şantiye hayatının tecrübesi ile
“Yeryüzünün İmareti” adlı bir derleme çalışması bulunmaktadır.
Elinizdeki çalışma ise 2000 yılında başlamıştır.
Tosbağa yayınları : 05
Editör : Özkan Şahin…
Redakte : Özkan Şahin.
Büyük Hamd,
Ululuk kudret ve kuvvet sahibi Allah ‘a olsun,
O Allah ki, mülk, milk, devlet ve şevket O ‘nun elindedir,
Güzel isimler ve sıfatlar O ’nundur,
O her şeyi bilir,
O Allah ki, bizi topraktan canlı olarak yarattı,
İthaf,
Bu çalışmamı
her zaman ufkumu açan
beni hikmetli sözleri
klas duruşu ile hayran bırakan
ve bu kitabın hazırlanmasına vesile olan
İslam kardeşim TİMUR ÖZKURT a ithaf ediyorum…
Murat Konuk
Tosbağa Yayınları
İstanbul 2008
“ Mutluluk beklentisi,
Hayatın iman ve cihaddan ibaret olduğundan bihaber
bedbahtların
onulmaz hastalığıdır “
İÇİNDEKİLER
İLKSÖZ…………………………………………………………………………………………….. 10
GİRİŞ………………………………………………………………………………………..…
İNSANIN YARATILIŞI………………………………………………………...
HAYATI SORGULAMA………………………………………………………….
YAŞAM BİÇİMİNE KARAR VERME…………………………………..
YOL ARKADAŞI SEÇİMİ……………………………………………………..
KULLUK KİTABI………………………………………………………………………
SONDAN BİR ÖNCEKİ SÖZ……………………………………………..
DUA…………………………………………………………………………………………..…
İlksöz
Eğer beni anladı isen,
Seni YOL ‘ un üzerine koydum.
(*)
Umulur ki bu çalışmam önce nefsime sonra insanlara fayda verir, İslam medeniyetine katkıda bir zerre , ahirette sığınacağım bir hüccet olur.
Bu çalışmam , cahiliyeden sıyrılıp hidayete erdiğim ilk yıllarda , kaybettiğim yılları telafi edebilme adına her fırsatta arabada dolmuşta otobüste yürürken beklerken her fırsatta okuduğum kitapların bir özetini, derlemesini yapma çalışmasıdır. Aslında her kitabı bitirdiğimde kitabın bir metodolojisi olduğunu ve usul öğrettiğini öğrendim , okudukça her kitap bana bir usul öğretti yol yordam gösterdi.
Bu çalışmamın en çok dikkat edilmesi gereken usulu “Windows Gezgini” nden esinlenerek her konuyu , excel hücrelerini kullanma mantığı ile ağ diyagramı hazırlamaya çalıştım . Amacım bu ağ diyagramları kullanılarak konuları başka insanlara anlatabilme kolaylığını sağlamak, ayrıca projeksiyon ortamında bir anlatım düzeni ile yani çalışmaya ders düzeninde anlatılabilme özelliğini kazandırabilmektir.
Gayret şahsımdan,
Tevfik ise Alemlerin Rabbi , Aziz ve Celil Allah ‘tan.
Bu çalışma, bir ilim kitabı değildir, yazarı alim değildir,
Ama insanların ufkunu açma noktasında iddiası vardır
İnandığım şu ,
her insanın kendisinden sonrakilere,
hiç değilse en yakınlarına bırakacağı bir şeyleri,
yazıya dönüşmüş
duyguları, düşünceleri, sevinçleri, üzüntüleri, umutları, idealleri,
birşeyleri mutlaka olmalı,
bunlar mutlaka yazıya çevrilmeli
her insan, mutlaka bir iz bırakmalı.
silik ya da derin sadece bir iz...
zira insanlık ancak insanların insanlığa bıraktığı eserler ve ufuklar sonucu yeni ufuklar kazanarak son noktada Alemlerin Rabbi Allah’ ın rızasını kazanacak ve Selam esenlik yurduna, daha önce kaybettiği cennetine kavuşacaktır.
Bu sebeble, yazmaya başladık
azı kendimizden,
çoğu başkalarından...
Bu çalışma,
insanın kendisine sunulan hayatın ve zamanın içinde yürüdüğü yolun üzerinde,
ilmi, bilinci ve aşkı yakalama ve yakalatma çabasıdır.
Ve bu çalışma ,
İLÂ NİHAYE BİR İNSANLIK MÜCADELESİDİR…
Murat Konuk
Bulgurlu,2008
İnsan yavrusu, belki doğumu ile hayat bulur ama gerçek anlamda hayat buluşu , hayatı ve hayatını sorgulaması ile başlar. Muhatabımız , on üç on dört yaşlarındaki gençliğe delikanlılığa ilk adım atan insan yavrusu , sonrasında ise insan büyükleridir. İlk gençlik yıllarına erişen insan yavrusu ne, nerede, ne zaman, nasıl, niçin ? soruları ile hayatı algılamaya çalışır.
…
Hangi öğretim ve eğitim düzeyini geçmiş olalım veya olmayalım, hangi meslek grubunda olursak olalım veya olmayalım , mutlaka hazırlanmamız, hazırlandıktan sonra yaşamamız ve yaşatmamız gerekenler HAYATI ÖĞRETME olmalıdır insan yavrularına, insan gençlerine ve insan büyüklerine…
Öncelikle hakikati savunan hakkın ve adaletin şahidi olan insanlar , bu tip insanlara muhtacız toplum olarak, insan olarak, insanlık olarak…
Aslında Yaratan – Yaratılan ilişkisini daha sonra anlatılacak idi ancak “ Nasıl insan olunacak ? “ sorusu bu ilişkiye kısa bir giriş yapmamızı elzem kıldı. İnsan olmanın iki şartı : şirk ten uzak ve emin şahsiyet …
Önce Şirkten uzak insan ne demektir ? bunu kısaca inceleyelim :
Şirk kelimesine kısa bir anlam : Ortak yani benzer özelliklere sahip,
Şirket : Benzer özelliklere sahip ortaklardan oluşan grup , yani birbirine muhtaçlar topluluğu.
Şimdi , " Şirk " kavramının, Alemlerin Rabbi olan Allah 'tan uzak olması gerektiğini anlatmaya çalışalım , zira insanın insan olabilmesi için kul, kul olabilmesi için, Allah' a şirk koşmaması gerektiğini bilmesi gerekmektedir...
İnsan boyundan yukarıda hayali bir yatay çizgi çizelim,
Çizginin altında, insan kullar ve tüm yaratıklar olsun,
Çizginin üzerinde, alemlerin rabbi Allah. ( haşa, Allah tüm mekanlardan münezzehtir.) Bu bizim derdimizi anlatabilmek için bir benzetme...
Hiçbir yaratılmış, çizginin üzerine çıkarılamaz, Haşa Alemlerin rabbi Allah da, yaratıklar makamına indirilemez...
Dört makam ki, bunlar sadece Allah' a mahsustur.
Rabblik, gerçek öğretici Allah' tır, ancak O' nun öğrettiği kadarını bilebiliriz. Meliklik, gerçek melik Allah' tır, diğer meliklik taslayanların hepsi ihtiyaç sahibidir. İlahlık, gerçek ilah Allah' tır, Kanun yapan, yerdekilerin, göktekilerin ve aradakilerinin nasıl yönetileceğini bildiren O 'dur.
Ve Ubudiyet, ibadet yalnız Allah' a yapılır. Yalnız O' na ibadet eder, yalnız O' ndan yardım dileriz. Rabblik, Meliklik , İlahlık ve Ubudiyet bu dört makama, hiçbir yaratık çıkarılamaz , bu dört makama, hiçbir yaratık layık olamaz, İnsan olmak, Yüce yaratana ortak koşmadan, Rabblikte, Meliklikte, İlahlıkta , Ubudiyette eşi, benzeri, çoluğu çocuğu olmadığını bilmektir,ALLAH ' ı kulluk makamına indirmemek, Kulları, İLAHLIK MAKAMINA ÇIKARMAMAKTIR. O , Yerlerin ve göklerin hakimi, arada yaşayanların da hakimidir. İnsan olabilmek, yani gerçek kul olabilmek için, birinci aşamada, bu dört makamın sadece Allah' a has kılınması gerekmektedir.
Yaratan- yaratık ilişkisinde şirkten uzak olmanın bilincindeki insan,
Yaratık- yaratık ilişkisinde de sıhhatli ilişkileri kurmak zorundadır ki insan olabilsin....
yani, EMİN ŞAHSİYET olabilsin :
İnsan olma yolundaki İnsan, Eşya ile, nebat ile, hayvan ile, insan ile ve nefsi ile sıhhatli ilişkiler kurmalıdır ki emin şahsiyet olabilsin. insan- eşya ilişkisi ile başlayalım , Allah'ın eşya üzerindeki kanunlarına göre hareket etmelidir. Allah' a sığınıp, Allah' tan eşyanın hakikatine uygun olmayan şeyler istememelidir. Aslolan Allah ın yarattığı eşya üzerindeki Sadukiyet Kanunudur. Diğer bir deyişle Allah ın eşya üzerindeki hakikatleri kanunlarıdır.
insan- nebat ilişkisinde,
Peygamber buyurdu ki : "Ağaçları kesmeyin" (savaşta bile.)
insan- hayvan ilişkisinde,
Merhamet etmeyene merhamet edilmez
Sırtına binen adama İNEK DEDİ Kİ : " - Ben bunun için yaratılmadım"
Kuşu yakalarken kaçırtana KEDİ dedi ki : "-Rızkıma ne karışıyorsun"
insan- insan ilişkisinde,
Her insanın
malı / canı / aklı / nesli / dini KUTSALDIR...
Kimsenin malını gasp edemezsin ;
Kimsenin canını alamazsın ;
Kimsenin aklına zarar veremezsin ;
Kimseye "-çoğalma veya az çoğal " diyemezsin, Çocuklara zarar veremezsin , neslini zina ile bozamazsın,
Kimsenin dinine karışamazsın, "- dinini, inancını değiştir " diyemezsin, zorlayamazsın, zorla kabul edilen düşünce ve amel kabul değildir.
Nefs ( ilkel benlik ) ise, insanın içinde şeytanın ajanıdır,
İnsana, kötülüğü, fahşayı, çirkinliği emreder, fısıldar...
" -Yarabbi, bizi, Göz açip kapayincaya kadar nefsimize bırakma " diyen,
Şirkten uzak ve emin bir şahsiyet olabilen insan, vahye muhatap olmaya hak kazanmıştır ve " OKU " ile uyarılmıştır...
Artık İnsan - Yaratan ilişkisi gündemdedir.
Konuları sıralamadaki tercihim gereği,
Allah - Kul ilişkisini daha sonra işlemeyi uygun gördüm, zira
Vahye muhataplığa layık insanda olması gereken hasletleri bahis konusu yapalım :
Akıl , akıl kalpte bir nurdur. Beyinde olan ise zekâdır ;
Hikmet yüklenilecek, olayların özüne ulaşabilen, ince kavrayış sahibi ;
İşin başını ve sonunu kontrol eden, ölçülere göre hareketli, fiziki ve zihni eylemlerde ölçünün dışına çıkmayan dikkat yüklü ;
Keşif ve icad duyguları ile ufku geniş araştırmacı ;
Enerjik ; Neş’eli ; Ani gelişen olaylarda paniklemeyen, rahat ;
Yolda yürürken, düşünen, sebeb - sonuç ilişkilerinde dengeyi kurabilen bir şahsiyet, İnsanın Bakması İBRET, Konuşması ZİKİR, Susması İSE TEFEKKÜR olmalıdır. Değişimlerde şaşırmayan, Sakin kalma yeteneğine sahip, Vasat, Orta halli ,Mutedil, Aşırı sevinç, aşırı üzüntü halleri olmayan, aşırı ümit, aşırı korkuları olmayan, temiz, Riya, nifak, fitne karışmamış. Ahlaklı , sözünün eri. Davranışları yaratılışa uygun, imkanlar ele geçtiği zaman ahlaklı olabilen şahsiyet,sözde eylemde imkanda , eline imkanlar geçtiğinde doğru olan şahsiyet, sözde eylemde imkanda doğru olmak ahlaki davranışı düzenler ; gayrette dikkatte tefekkürde doğruluk zihni disiplini getirir ; düşünce ve kavrayışta doğruluk hikmeti yakalatır…
DOĞRU OLUNMAZ ise, Mevcut hayata bakın YANLIŞ İNSANLAR, DOĞRULUK hakkında söz sahibi olduğunu iddia ediyorlar.
Sorun şu : YANLIŞLAR, DOĞRULARI UYGULAMAYA ÇALIŞIYOR.
İyi bir arkadaş, iyi bir evlilik gibidir. Doğrularla beraber olmalıyız, Klas duruşlar sergilemeliyiz, Belki gerekenler, olması gerektiği gibi olmayabilir,
Ama bizler olacağına inanarak hareket etmeliyiz. Bize yakışan, Doğru insanları bulup, doğrular üzere mücadeleye devam etmeliyiz.
Ancak bu halde, KENDİ KENDİMİZLE SAYGI PROBLEMİMİZ OLMAYACAKTIR.
İnsan olma konusunda son olarak tüm bu tesbitlerden sonra,
İnsanın yaratılışından gelen fıtri istekleri bahis konusu yapalım :
Bu istekleri altı kategoride inceliyoruz :
İlki , Hakikati öğrenme duygusu o kadar güçlüdür ki,
insanı yaşama bağlar, bütün ilimlerin çıkma sebebidir.
İç ve dış alemi idrak etme isteğidir. Gizli bir histir, Öğrenme ve Dış alemi idrak etme isteğidir. Allah Rasulü (a.s.v.) "Allah'ım bana eşyayı olduğu gibi göster " diye dua ettiği sabittir. Aslında Hakikat, Felsefe ve hikmettir. Felsefi duyu veya hakikati araştırma da diyebiliriz.
Misal : İnsan ölürken bile yine de sorar !
Neden, niçin, nasıl, kim,ne zaman , nerede ?
Misal : Ebu Reyhan Betruni, ölüm döşeğinde, komşusu fakihtir,
o durumda yatak döşek, fakihe fıkıhtan bir soru sorar ,
Adam, bu an soru sorma zamanı mıdır ? Der
"- Bilerek mi ölmem daha iyi, bilmeden mi ? " diye sorar.
"- Bilerek ölmen daha iyi ! " "- Öyle ise cevap ver !" ( 2 )
İşte hakikate ve gerçeklere vakıf olmak isteyen az veya çok bu duygusunu,
keşif ve icad isteği ile doyurmaya çalışmaktadır...
Keşif icat duygusu,
Meydana çıkarma, yeni değerleri ortaya çıkarma, mucit olma isteği,
( " günü, gününe eş olan ziyandadır " h.ş.) gereği, ( bu görüşü desteklemektedir.)
İnsan , birşeyleri keşfetme ve birşeylerin ilk bulucusu olmayı istemektedir.
Bu duyguların , bu enerji birikiminin yanında,
çevresinde yaratılışı iyiye meyyal insanlarla düşüp kalkmaktadır,
yani ahlaklı şahsiyetlerin etrafında olmasını istemektedir.
Ahlaklı şahsiyet isteği,
Doğruluk, güvenirlilik, takva, seçkin olma, faziletli insanlara meyletme,
Düzenli, cesaretli, yardımlaşan, faydalı işler yapan, fedakar, başkalarını kendine tercih eden,
Ühüvvet ve fütüvvet ehli,yaratılışı bozulmamış, insani bir yapı,
tüm insanlığın aradığı bir yapıdır...
ayrıca, sevmek ister, sevilmek ister
Sevme ve sevilme duygusu,
Bir soru soralım : Sizi sevenle mi olursunuz ? Sevdiğinizle mi ?
Güzelliğe de hayrandır insanoğlu, güzellik hissinden soyutlanmış insan yoktur.
Güzelliğe hayranlık,
"GÜZEL " kelimesi GÖZ EL den yani, göze el veren, yani göze hitap eden,
Gözün dikkatini çeken,
göze hoş gelen, göz ile el arasında kurulan bağlantı manalarınadır. ( 3 )
İnsanoğlu, herşeyin güzeline taliptir, eşyanın, nebatın, hayvanın , insanın,
ekonomik olacak, fonksiyonel olacak ve illa güzel olacak...
Bütün bu bahsettiğimiz duyguların ve hasletlerin yanında,
İnsanoğlu nun vazgeçilmez bir hasleti vardır ki, o da
Tapınma ve sığınma duygusu ‘dur.
İlahlaştırma duygusu, ilah edinme arzusu, aşk, hemhal olma dileği, iki ipliğin bir iplik olması,
Mutlaka ve mutlaka birilerine sığınır, birilerine tapınır
Hemen şu soru akla gelebilir :
Hiç kimseyi kabul etmeyen , her otoriteyi red eden anarşist şahsiyetlere ne demeli ?
Verilecek cevap şu dur :
Hiçbir otorite kabul etmeyen , nefsini en ön plana çıkaran, nefsini yücelten,
"- Ben " diyerek kendi öz nefsini yücelten, aslında bu hali ile de
tapınma ve sığınma duygusunu onaylan insan tapınma ve sığınmayı kendi nefsinde aramaktadır. Bu arayış, Allah' ın kitabında, " Nefsini ilah edineni görmedin mi ? " ikazı ile dile getirilmektedir. Kendini ilahlaştıran, kendini kainatın merkezi kabul eden, insanoğlu son noktada bu istekler ile hayatın içinde yaşamını sürdürmeye devam etmekte ve hayatında bilerek veya bilmeyerek BİR YAŞAM ŞEKLİNİ SEÇMEKTEDİR...
Bu yaşam şeklini seçme, sekiz aşamadır. İnsan , hayatının sonuna kadar ilk yedi aşamalarda gezmekte ve son aşamayı da inşallah hak edecektir.
Bu yaşam şeklini seçme, DÜŞÜNCE-DÜŞÜNME SANATI ile başlamaktadır :
İnsan ;
Şüphe ile başlar.
İlim ile gelişir,
İman ile netleşir,
Amel ile yaşar,
Yakiin ile uzmanlaşır,
Şahitliğine soyunur,
Uğruna taptığının rızasını kazanır,
Uğruna taptığının vaad ettiğini kazanır .
İlk öğrenmemiz gereken DÜŞÜNME SANATIDIR
Kişinin hayata bakışı, düşünce ile başlar,
yani
NELERİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜ , NELERİ DÜŞÜNMESİ GEREKTİĞİNİ ONLARA FARK ETTİRMEKTİR. İNSANOĞLUNUN DÜŞÜNMEDEN GAYESİ ve MURADI NEDİR ?
Düşünmenin gayesi öz varlığı korumaktır. Öz varlığın nasıl korunduğuna gelince, yok edilemese de kötülükler yenilecek, iyi ve iyiliklerden karşılıklı faydalanılacak , bunun başarılabilmesi için, kendimize zarar ve fayda verenleri bilmemiz gerekiyor yani, akıl ve aklın sınırları kullanılacaktır.
Özellikle buluğ çağına eren ve vahye muhatap olan GENÇ İNSAN, Düşünce boyutunun ilk aşamasında HAYATI SORGULAMAYA BAŞLAR .
Aklı kullanarak EN KABA TESBİTLER ile MEKAN nerede basladi ve bitti, bilinmez bulunduğu mekanı çözmeye çalışır,
Kişi , başlangıcı ve sonu bilinmeyen zaman kavramını algılayabilmek ister, Maddenin ve ruhun mahiyeti ise bilinmez ve maddenin Ruhun Özünü öğrenmek ister. Aklını kullanarak, hayatı sorgulamaya başlayan genç insanın, ilk düşünce psikolojisi, şüphe üzere bir kurgudur, Şüphelenmeyen genç insanın aklî melekeleri ile problemleri var demektir.
ŞÜPHECİLİK kesin bilgi yolunda İLK ADIMDIR.
1.aşaması SORU SORAR, FELSEFE YAPAR / TEFEKKÜR EDER, FARAZİYELERİN ETRAFINDA DOLANIR DURUR,
2.aşaması FİZİK ÖTESİ ile UĞRAŞAGELİR
3.aşaması Olunmaması gereken aşamadır, zira Şüphe ara istasyondur.
GAYBI TAŞLAMAK tan başka bir UĞRAŞISI YOKTUR. ŞÜPHE üzerine HİÇBİR ŞEY BİNA EDİLEMEZ , ŞÜPHECİ, ASLINDA AHLAKSIZDIR...
Bu ahlaksızlıktan kurtulmak ise, REEL DÜŞÜNCE BOYUTU ile olur :
Düşünce boyutundaki İnsan, üç şeyi SORGULAR
İNSAN' ı yani kendisini, Ben kimim ?
VARLIK ALEMİ ' ni , bu alem de neyin nesi ? ?
YARATILIŞI yani MEYDANA GELİŞİ
Tüm bunlar nasıl oldu ?
Evet ! Hayatı sorgulayan bilinçli genç insan,
Beş soru ile hayatın karşısına dikilir :
Ne yapıyorum ?
Nerede yapıyorum ?
Nasıl yapıyorum ?
Ne zaman yapıyorum ?
En önemlisi NİÇİN YAPIYORUM ?
Görüldüğü gibi hayatın fiil, mekan, usul, zaman ve en önemlisi sebeb boyutları söz konusudur.
Düşünme metodu ise, şu şekildedir :
Gözlemler, İnsan öncelikle düşünen bir varlıktır. Zihnin ilk işi DIŞ DÜNYADAN TASVİRLER ALIR. DUYULAR YOLUYLA DIŞ EŞYA İLE İLETİŞİM KURAR. Karşılaştırır, Tahminde bulunur Ve SONUCA VARIR
İNSANIN DÜŞÜNCESİNDE İKİ METOD SÖZ KONUSUDUR :
Sonuca varma 2 türlü olur :
TÜME VARIMLI DÜŞÜNME
Olaylari genel ve tümel prensiplere balgama
Kişi, kendini düşünür,
Kişi, çevresini düşünür,
Kişi EN YÜCE VARLIĞI HİSSEDER,
Sonuç : İnsan aciz bir varlıktır...
Tüme varımlı düşünce şekli
İnsanoğlu ,
Kainata bakar ve kendisi tarafından var edilmediğini düşünebilir,
Tüm canlılara can verenin kendisi olmadığını da bilir.
Tüm canlıların içinde , maddesinden yani vücudundan ayrı bir canlılık sırrı söz konusu, bu canlılık sırrını ben nasıl oluştuğunu bilemiyorum. Tüm canlıların nerede, nasıl yaşamaları gerektiği bilgisini de veren o değildir . İnsanoğlu ,bulunduğu mekanın ve zamanın başlangıcı ve sonuna bir müdahalesi söz konusu olmadığını bilmektedir. Eşyanın üzerinde gözüken kanunları da o öğretmedi. Tabiat olaylarına da etki edemediğinin bilincindedir. İnsanoğlu, hiç doğmamak elinde olmadığı gibi hiç ölmemekte elinde değildir. İNSANIN KENDİNDEN DIŞARI DOĞRU TESBİTLER YAPARAK, yani PARÇADAN BÜTÜNE DOĞRU DÜŞÜNME ŞEKLİDİR VE KİŞİ ŞU TESBİTE ULAŞIR :
BU UÇSUZ BUCAKSIZ ALEMLER İÇİNDE, KENDİMDEN HAREKET EDEREK, HAKİKATLERE ULAŞMAK ÜMİT VE HEYECANI İLE YAŞAYAN, YETERSİZ BİR VARLIK , YETERSİZ BİR CANLI OLDUĞUMU, DÜŞÜNÜYOR ve ANLIYORUM ve bu düşüncelerimi kontrol edebiliyor hatta yazıya da dökebiliyorum.
TÜMDEN GELİMLİ DÜŞÜNME :
Genel ve tümel prensiplerden TIKEL olaylara inme.
Kişi EN YÜCE VARLIĞI HİSSEDER, Kişinin çevresini düşünür, Kişi, kendini düşünür, Sonuç : İnsan aciz bir varlıktır...
Tümden gelimli düşünce şekli
Bütün alemleri, bütün herşeyi bir YARATAN OLMAK ZORUNDA,,, O, Yüce kürsüsünde, yedi kat göğü yaratmıştır. ve Alemlerden bir alem, Alemin içinde galaksiler, Galaksilerin içinde samanyolları, Samanyolları içinde güneş sistemleri, Güneş sistemlerinin içinde gezegenler, Gezegenlerden bir gezegen,Gezegenin içinde ana kıtalar, Ana kıtalardan bir kıta , Kıtanın içinde bir ülkeler, Ülkelerin içinde bir ülke, Ülkenin içinde şehirler, Şehirlerden bir şehir, Şehrin içinde ilçeler, İlçelerden bir ilçe, Semtlerden bir semt, Sokaklardan bir sokak, Evlerden bir ev, Odalardan bir oda , Ve içinde bir insan oğlu oturmuş bu yazıyı okuyor
Verilen örnek,
İNSANIN , EN YÜCEDEN, EN YETERSİZE DOĞRU DÜŞÜNME ŞEKLİDİR. yani, BÜTÜNDEN PARÇAYA DOĞRU DÜŞÜNME ŞEKLİDİR VE KİŞİ ŞU TESBİTE ULAŞIR :
BU UÇSUZ BUCAKSIZ ALEMLERİN DE ÖTESİNDE TÜM ALEMLERİ , CANLILARI VE BENİ DE YARATAN , BİR YÜCE VARLIKTAN HAREKET EDEREK, HAKİKATLERE ULAŞMAK ÜMİT VE HEYECANI İLE YAŞAYAN, YETERSİZ BİR VARLIK , YETERSİZ BİR CANLI OLDUĞUMU, DÜŞÜNÜYOR ve ANLIYORUM ve bu düşüncelerimi kontrol edebiliyor hatta yazıya da dökebiliyorum.
İSTER TÜME VARIM OLSUN, İSTER TÜMDEN GELİM OLSUN HER İKİ DÜŞÜNME ŞEKLİ DE NEDENSELLİK KANUNU NU KEŞFETMEMİZE NEDEN OLACAKTIR yani İLMİN ÖZÜNE ULAŞACAĞIZ…:
ASRIMIZDA BÜTÜN İLİMLERE HAKİM OLAN EN BÜYÜK KANUNDUR.(**) Bunun için, NEDENSELLİK ALANINDA BİRLEŞTİRİLMEYEN HİÇBİR İLİM BULAMAYIZ . BÜTÜN KAİNATIN DÜZENİN DE YEGANE, TEK İLİŞKİDİR...
NEDENSELLİK İLİŞKİSİ ni şu şekilde açabiliriz , her şey sonlanır ve
Her SON ‘UN BİR SEBEBİ VARDIR. Her önceki SEBEB, İlk sebebe daha yakındır. Ben, başlangıçta kendi kendime mevcud olmuş değilim. Ben, kendimi yaratma yeteneğine sahip olsa idim, hiç şüphe yok ki, kendime tüm olgunlukları verirdim...
Allah cc ise, tüm kemalatı kendisinde toplamıştır yani , ALLAH, KENDİ KENDİNİN İLLETİDİR. Allah cc, 'ın illeti kendisidir. ALLAH, KENDİLİĞİNDEN MEVCUDDUR. Allah cc, başkası tarafından vücuda getirilmiş değildir. ALLAH cc VÜCUDLARI DA YARATMIŞTIR, MAHİYETLERİ DE...
Sebeb - sonuç ilişkisinde SONSUZ TESELSÜL (zincirleme) YOKTUR.
ALLAH cc , KAİNATTA HAZIR VE NAZIRDIR :
Allah cc 'ın HAKİKATLARA SÜREKLİ BAĞLILIĞI SÖZ KONUSUDUR.
SADUKİYET : Hakikate devamlı bağlılık, sürekli sadık kalma...
Cisimlerin varlığı buna bağlıdır...En büyük güvencedir ve TABİAT İLMİNİN ESASIDIR...
Bu konuya tekrar döneceğiz !
Beşeri üremenin başlangıcında, terbiye kanununun cereyanı, etkisi, yeryüzünde insanlık türünün, ezeli ve eski olmayıp, sonradan ağır ağır meydana geldiği,
YANİ, BUGÜNKÜ İNSAN TÜRÜNÜN EZELİ OLMADIĞI VE
BUGÜNKÜ ÜREME KANUNUNUN BAŞLANGIÇTA MEVCUT OLMAYIP,
yeryüzünde bir olgunlaşma devresinden sonra , bizzat olağan üstü BİR YARATMA OLAYI ile BAŞLADIĞI ve şu halde TABİATIN EZELİ OLDUĞUNA DAİR GÖRÜŞÜN DOĞRU OLMADIĞI ve GERÇEKTE YERYÜZÜNÜN , ATEŞ DEVRİNDE Pastör nazariyesinin cereyan etmesine imkan olamayacağından, Bugün KANUN OLAN ÜREMENİN, başlangıçta olağanüstü bir olay ile sonuçlanacağı, ve TESELSÜLÜN (= ZİRCİRLEME GİTMENİN ) BATIL OLMASI ve YERYÜZÜNÜN SONRADAN OLMA ESASINDAN dolayı, Başlangıçta kabulü ZORUNLU görülen KENDİ KENDİNE OLMA ( tekevvün bizatihi ) görüşünün de ifadesini düzeltmesi gerekeceği,
ÇÜNKÜ, BAŞLANGIÇTA KANUN ÜSTÜ BÖYLE BİR OLAY ZARURİ İSE DE, BUNUN KENDİ KENDİNE OLMAYIP, YARATMA ve ALLAH 'IN VAR ETME ESERİ OLDUĞU ve GERÇEKTE BÖYLE OLMAZ İSE, YA
İLİM VE FENNİ KÖKÜNDEN YIKACAK OLAN İLLETSİZ (nedensiz ), SEBEBSİZ KENDİ KENDİNE OLAN BİR HADİSE KABUL EDİLMESİ
ŞİMDİKİ ÜREME KANUNUNUN ve BUNUN CEREYAN ETTİĞİ YER KÜRESİNİN SONRADAN OLMAYIP, SONSUZ ŞEKİLDE EZELİ VE EBEDİ OLMALARININ TERCİH EDİLMESİ GEREKİR... HALBUKİ, İLİM ve FEN NAZARINDA ARZIN YARATILMIŞLIĞI ve SONRADAN OLUŞU, KUVVETLİ DELİLLER İLE, ZORUNLU OLARAK SABİT BULUNDUĞU VE sonuç olarak,
YENİ FELSEFELERİN, İLİM ve AHLAK BAKIMINDAN, İNSAN YARATILIŞINDAKİ CEREYANINI İSBATA ÇALIŞTIKLARI, VERASET KANUNUNUN ( SOYA ÇEKİMİN ) AZ ÇOK BİR ESASI İÇERDİĞİ ve FAKAT BUNUN DA SOYA ÇEKİM ŞEKLİ İLE DEĞİL, SONRADAN GELME ŞEKLİ İLE DÜŞÜNÜLMESİ GEREKTİĞİ, YANİ HER İNTİKAL DE ( babadan oğula geçme de ) BİZZAT ALLAH IN BİR YARATMA ve TESİRİNİN GÖZETİLMESİ GEREKTİĞİ, İLİM EHLİNE HATIRLATILMIŞTIR...
KAİNATIN MEYDANA GELMESİNDE, DEVAMINDA ve OLGUNLAŞMASINDA, İLK SEBEB, EN BÜYÜK VE EN YÜCE ZAT OLAN ALLAH TIR. ALLAH yüce ismi, ÖZEL ve YÜCE BİR BAŞLANGIÇTIR.
YÜCE ALLAH IN VARLIĞI ve BİRLİĞİ, KABUL VE TASDİK EDİLMEDEN
KAİNAT ve KAİNATTAKİ DÜZENİ HİSSETMEK ve ANLAMAK, BİR HAYALDEN, BİR SERAPTAN ve AYNI ZAMANDA TELAFİSİ İMKANSIZ BİR ACIDAN İBARET KALIR. ALLAH özel ismi üzerinde BİRLEŞTİRİLMEYEN ve DÜZENE KONMAYAN, İLİMLERİMİZ, SANATLARIMIZ, BÜTÜN BİLGİLER ve EĞİTİMİMİZ DE İKİ UCU BİR ARAYA GELMEYEN ve VARLIĞIMIZI SİLİP SÜP ÜREN, DAĞINIK FİKİRLERDEN, ANLAMSIZ BİR TOZ ve DUMANDAN İBARET KALIR...
Tombaladaki harfler örneği :
Tombalaya isminizin harflerini koyup, çalkalayıp, boşaltın İsminiz kendi kendine sıraya girdi diyebilir misiniz ?
Tabiatın tarifi : Tabiat dağ mı dere mi, ova mı ağaç mı yoksa hepsini kavradığına inanılan bir güç mü ? DİKKAT EDİLİRSE, tabiattan diyenler tabiata mistik insan üstü bir güç verme ihtiyacından kurtulamamışlardır.
KAİNATI, ALLAH IN TERBİYESİNİN BİR ESERİ OLARAK KABUL ETMEYEN SEBEBSİZ OLARAK, TABİATTA BİZZAT GEÇERLİ VE ZORUNLULUK VE GEREKLİLİK OLARAK HAKİM OLAN KAYITSIZ BİR KANUNUN BULUNDUĞUNU ZANNEDENLER,
ALLAH IN TERBİYESİNİ VE RABLİĞİNİ DEĞİL, SEÇME VE TABİATIN OLGUNLAŞMASINI , TABİATTA ÜSTÜN OLAN GERÇEĞİN, TABİATIN BİZZAT KENDİSİ OLDUĞUNU ZANNEDENLER, (HAŞA Allah yerine )
bu şekilde, İNSANI sadece, KAİNATTAKİ VARLIKLARIN EN MÜKEMMEL BİR PARÇASI DEĞİL, ONU MUTLAKA VARLIKLARIN EN MÜKEMMELİ SAYIYORLAR...( En mükemmel tabiat olması gerekir idi...)
TABİATLA İLGİLİ TÜM İLİMLERDE, NEDENSELLİK VE NEDENSELLİĞİN UYUMU KANUNUNUN MUTLAK BİR HAKİMİYETİ VARDIR...BU BÜYÜK KANUN, BAZEN DEĞİŞİM , KENDİNİ KORUMA ORANI İLE, BAZEN SEBEBİN UYGUNLUK VE İLGİ ORANIYLA VE KALITIMI TERİMİ İLE ANLATILIR.
OLAYLARDA İDRAK, İLİM, AKIL GİBİ NETİCELER GÖRÜLÜP DURURKEN,
BUNLARIN TAM VE MUTLAK SEBEBLERİNİ BUNLARLA HİÇBİR İLGİSİ OLMAYAN KÖR BİR KUVVET, KÖR BİR TABİAT GİBİ DÜŞÜNMEK manasına gelen TABİATÇILIĞIN TABİİ İLİMLERDE DE YERİ YOKTUR.
Bunun için TABİAT BİLGİNLERİ, TABİATTA YANİ DÜNYADA, TEKAMÜL KANUNUNUN VARLIĞINI KABUL EDERKEN, KÖR, NOKSAN BİR TABİATIN HERŞEYİN BAŞLANGIÇ NOKTASI VE SEBEBİ OLMASINI DEĞİL, VARLIĞI ZORUNLU OLAN, ALLAH I SONSUZ KEMALİ İLE DÜŞÜNMEK VE KABUL ETMEK ŞARTI İLE, TABİATTA OLGUNLAŞMAYI KABUL ETMİŞ VE AÇIKLAMIŞLARDIR...
Çünkü böyle olmasa idi,
OLGUNLAŞMA KANUNU, İLMİN, SANATIN ÖZÜ OLAN , NEDENSELLİK VE NEDENSELLİK ORANTILARI KANUNUNA AYKIRI OLACAĞINDAN
BİLİMSEL OLMAZ İDİ...
SÖZÜ UZATTIK !
DERİN GİBİ GÖRÜNMEKLE BERABER,
BASİT OLAN ŞU NOKTAYI DA ANLATALIM :
YOKLUĞUN VARLIĞA SEBEB OLDUĞUNU VARSAYMAK,
AKLIN VE İLMİN ÜZERİNDE KURULDUĞU NEDENSELLİK KANUNU İLE DÜŞÜNMEKTİR...
TABİATTA HER GELİŞMENİN SON SINIRINDA ,
KENDİ DIŞINDAN GELEN BİR OLGUNLUK SÖZ KONUSUDUR.
BU NORMAL BİR GELİŞME DEĞİL TERBİYE İLE ELDE EDİLEN BİR GELİŞMEDİR
Bunun içindir ki, BÜTÜN İLİM VE SANATLAR, FELSEFE VE HİKMET ,
"- noksandan tam çıkmaz, fakat tamdan noksan çıkabilir " TEMEL KURALINA BAĞLANMIŞTIR.
Bundan dolayıdır ki,
söylediğini anlayarak söyleyen İLİM ve HİKMET EHLİ,
TABİATIN, Tekamül ( olgunlaşma ) kanununa mahkum olduğunu söylerken,
BU TEKAMÜLÜN VE BU TABİATIN BİZZAT KAYITSIZ ŞARTSIZ,
EN MÜKEMMEL OLAN İLK SEBEBİN
yani, ALLAH IN KAYITSIZ ŞARTSIZ KEMALİNDEN FAYDALANDIĞINI UNUTMAYARAK SÖYLERLER.
"- Tabiatta tekamül var " diyenler,
ALLAH I VE O NUN YÜCE KEMALİNİ UNUTUYORLAR ve
SÖZ KONUSU TEKAMÜLÜ TERBİYEDEN YOKSUN SANIYORLAR.
Böylece hergün, her an kendi teorik görüşlerini geçersiz kılıyorlar.
Kendi, EDAKASYON , PEDAGOJİ adı altında
TERBİYE ve ÇOCUK TERBİYESİNDEN VAZGEÇMEYENLER,
CAN ATARCASINA TERBİYECİ OLMAYA ÇALIŞANLAR,
Düşünmüyorlar ki,
Tabiat üzerinde ALLAH IN TERBİYESİ YOK İSE, BÜTÜN TERBİYE İDDİALARI YOK OLUR GİDER.
Yeri, Gökleri,Mekanları, Zamanları,Kürsiyi, hepsini saran arşı YARATAN ,
hepsine " - OL ! " deyince oluveren bir ALLAH '( azze ve celle ) 'tan OLUR.....
Yani İLK SEBEBDEN, YANİ ALLAH TAN...
Mümkün olan gerçekler üstünde varlığı zaruri olan HAKK,
GEREK İLMİMİZİN, GEREK VARLIĞIMIZIN,
İLK BAŞLANGIÇ NOKTASI ve İLK SEBEBİDİR.
Ve " ALLAH " o başlangıç noktasının , ilk sebebin İSMİDİR...
İNSAN ÜZERİNDE ETKİLİ OLAN ve İNSANI KENDİNE ÇEKEN HİÇBİR ŞEY DÜŞÜNÜLEMEZ Kİ, ARKASINDA ALLAH BULUNMASIN...
Halbuki, İLİM, FEN, FELSEFE ve HİKMET BÜTÜN CİDDİLİĞİ ile,
BU ZANNIN ALEYHİNDE BAĞIRIP DURUYOR...
Çünkü, İLİM VE SANATIN AP-AÇIK BİLGİYE DAYALI ve TECRÜBE İLE DESTEKLENMİŞ, ZORUNLU BAZI ESAS KANUNLARI VARDIR Kİ,
BUNLAR KABUL EDİLMEDİĞİ ANDA, ARTIK İLİM VE SANAT YOKTUR...
ALLAH IN VARLIĞI, GEREKLİDİR. ( VACİBÛL VÜCUD )
TABİATIN SINIRLI OLAN TEKAMÜLÜ ÜSTÜNDE ZORUNLU BİR VARLIK VARDIR. SINIRSIZ VE SONSUZ BİR OLGUNLUK HÜKÜMRANDIR. TAM VE GERÇEK SEBEB OLAN MUTLAK KEMALİ , KAVRAMAK, ALGILAMAK, SINIRLI VE İZAFİ OLAN BİLGİLERİMİZ VE İDRAKİMİZ İLE
YETERLİ OLMASA GEREK,
SEBEBİN SEBEB OLAN İLE SEBEB VE SONUÇ AÇISINDAN VARLIĞI DÜŞÜNÜP DOĞRULAMADAN, BAĞLANTININ TAM OLDUĞUNU DÜŞÜNEMEYİZ VE DOĞRULAYAMAYIZ. Sonra bu tasdikimiz de DOĞRUDUR diye zihnimiz ile GERÇEĞİN UYUM VE İLİŞKİSİNİ,
ÜZERİNE KURDUĞUMUZ HAKKIN HAKİKATİNE DAYANDIRMAZ İSEK,
BÜTÜN EMEK VE ÇABALARIMIZIN, BÜTÜN ANLAYIŞLARIMIZIN,
YALAN, ASILSIZ VE KURUNTUDAN İBARET BİR SERABA DÖNÜŞECEĞİNE HÜKMEDERİZ... O ZAMAN DA BÖYLE BİR HÜKÜM ÇIKARMAK, BAŞKA BİR GERÇEĞİ İTİRAFTIR. Bundan dolayı İNSAN DOĞRUYU İNKAR EDERKEN BİLE , ONUN DOĞRU OLDUĞUNU KABUL MECBURİYETİNDEN KURTULAMAZ. Yine DOĞRU ile BAĞLANTI KANUNU KURULUR. SEBEBİN SEBEB OLAN İLE arasındaki İLİŞKİLERİ ANLATIR...
SEBEBİN SEBEB OLAN İLE NEDENSELLİK ; en genel anlamda şöyle ifade edilir, YOK İKEN VAR OLABİLENİN MUTLAKA BİR SEBEBİ VARDIR... YANİ, SONRADAN VAR OLAN HERŞEYDEN ÖNCE BİR VARLIK VARDIR VE ONUN ETKİSİ ALTINDADIR. Yine yani,
YOKLUK , VARLIĞIN SEBEBİ OLAMAZ, YOKTAN HİÇBİRŞEY MEYDANA GELMEZ. YANİ, YOK İKEN VAR OLAN ŞEYLER, KENDİLERİNDEKİ O YOKLUKTAN yine KENDİ KENDİLERİNE DEĞİL, MUTLAKA VAR OLAN ( kendisini var eden ) BİR YARATICININ YARATMA ETKİSİ İLE MEYDANA GELİR...
Kısacası,
OLAYLARIN KENDİNDEN ÖNCE BİR SEBEBİ VARDIR. SONRA SEBEB İLE SONUCUN BİR İLİŞKİSİ , BİR ORANTISI VARDIR. ÖYLEKİ SEBEB BİTİNCE SONUÇTA BİTER. SONUÇLAR BİLİNİNCE, SEBEBİ MUTLAKA VEYA KESİN OLARAK BİLİRİZ. VE SONUÇLAR, NEKADAR ÇOK OLURSA OLSUN, SEBEBLER TOPLAMININ KUVVETİNİ GEÇEMEZLER, ONUNLA DENK OLURLAR, AMA GEÇEMEZLER...
misal, 1 okkalık kuvvet, 2 okkayı çekmez,
Başka bir ifade ile, NOKSAN FAZLANIN TAM SEBEBİ OLAMAZ, ÇÜNKÜ BÖYLE DURUMDA, YOKLUĞUN VARLIĞA SEBEB OLMASI GEREKİR.
FALAN ŞEY YOK İKEN, KENDİ KENDİNE YOKTAN VAR OLMUŞ DEMEK GEREKİR...
BU İSE, SEBEBİYETİ İNKAR, İLMİN KENDİSİNİ İPTAL ETMEKTİR...
Anlayışsızlar bunu söyler ise de, Bugün ilimleri ve tabiat fenleri okuyup anlamış olanlar, bunu bilerek söyleyemezler.
Sonuçta,
Yer, Gökler,Mekanlar, Zamanlar,Mahiyetler,Kürsi, hepsine HÜKMEDEN,
hepsine " - OL ! " deyince oluveren bir ALLAH '( azze ve celle ) 'tan OLUR.....
Yani İLK SEBEB ALLAH (CC) tandır….
Kısacası,
İLİM, HERŞEYDEN ÖNCE HİÇBİR ORTAĞI OLMAYAN BİR HAKK TANIR,
ve DEVAMLI BİRLİK ÖLÇÜSÜ İLE HAREKET EDER ve ULAŞMAK İSTEDİĞİ SONUCUN DOĞRULUĞUNU TEMİN ETMEK İÇİN, O NUN O EN YÜCE HAKK A ALLAH A İLGİSİNİ, BAĞLANTISINI BULMAYA ÇALIŞIR.
MUTLAK İLİM, ALLAH IN ZATININ, KENDİ KENDİSİNE TECELLİSİ VE O NUN KADİM OLAN İLMİDİR...İNSAN İÇİN , ESAS İLİM İSE, DÜŞÜNCE DEĞİL, HAKKIN GERÇEK OLDUĞUNU TASDİK ETMEKTİR.
Yani iki düşünce arasındaki mevcut ilişkiyi bütün VİCDAN ile ANLAMAKTIR.
Bize, MÜKEMMEL BİR DÜZEN İLE GÖRÜNEN, ve HER AN YOKLUK İLE VARLIK ARASINDA AKIP GİDEN ve BU AKIŞINDA BİR DÜZEN SIRRI ve İLİŞKİSİ TAKİP EDEN ve EN ÖNEMLİ DÜZENİNDEN BİRİ DE,
RUHLAR ve ZİHİNLER İLE DIŞ ALEM ve BELLİ ŞEYLER ARASINDA HAKLILIK, GERÇEKLİK ve GERÇEĞE UYGUN DEDİĞİMİZ HAK ÖLÇÜSÜNDE, yani, BİR ŞEYİN DOĞRULUĞUNU TASDİK ANINDAKİ GÖZLEM VE ŞAHİTLİK, İLİM, AKIL ve KALP BAĞLANTISI ile GÖRÜLEN HER VARLIK TOPLULUĞU ve BÜTÜN VARLIK TOPLULUKLARI, ALLAH A VE O NUN KUDRETİNE, RABB OLDUĞUNA VE KEMALİNE DELALET EDEN BİRER DELİL, BİRER İŞARET MEYDANA GETİREREK İLMİMİZE,
DOĞRULAMAMIZA SEBEB OLDUKLARINDAN DOLAYI ALEM DİYE İSİMLENDİRİLMİŞTİR. BÜTÜN YARDIMLAR ALLAH TANDIR, FAKAT İSTEK BİZİMDİR. ASIL KUVVET VE GÜÇ YETİRMEK, BU İSTEK İLE YARDIMIN BİRLEŞTİĞİ ZAMANDIR. BU DA İŞİN MEYDANA GELMESİ İLE BERABER OLUR. İSTEĞİMİZLE OLANLARIN YAKIN SEBEBİ BİZİZDİR. FAKAT BÜTÜN SEBEBİ VE TAM SEBEBİ BİZ DEĞİLİZ
ÇÜNKÜ BİZ, MUTLAKA GEREKLİ YARDIMA MUHTACIZ...
Mesela elimle iradem arasındaki gerçek ilişki kurulmamış olsa idi,
istediğim zaman elimi oynatamıyacaktım. NİTEKİM BAZI ORGANLARIMI İSTEDİĞİM GİBİ OYNATAMIYORUM. O HALDE YARATICI BİZ DEĞİLİZ.
YARATMA OLAYI YALNIZCA EN YAKIN SEBEBE BAĞLI DEĞİL, BÜTÜN SEBEBLERİN BİR ARAYA GELMESİNE VE TOPLAMINA BAĞLIDIR.
. . .
O ki,
yeryüzünde ne varsa ,
hepsini sizin için yarattı.
Sonra, GÖĞE YÖNELDİ,
Onları yedi gök olarak düzenledi,
O HERŞEYİ BİLİR
Bakara 29
Bir zamanlar Rabbin meleklere :
"- BEN YERYÜZÜNDE BİR HALİFE YARATACAĞIM "
demişti.........,
Bakara 30 dan
Allah katında insanın kıymetinin başlangıcı ;
Beşeri üremenin başlangıcı, Din- İlim ve Dilin başlangıcı,
Vazife ve kardeşliği baçlangıcı, Hukukun başlangıcı ;
İnsanlığın üremesinin, İLK DİN - İLK İLİM - İLK DİL DEVRİ ne İTİBAR EDİLMESİ, SON İNSANLIĞIN, BU BAŞLANGICA DAYANMASININ GEREĞİ ve İNSANLIĞIN MAHİYETİNİN TARİFİNDE ESAS KIYMETİ BUNLARDAN ALDIĞINDA , KIYMETİ BUNLARDA BULDUĞUNDA, fakat
GÜNAH ve İSYAN ile HASIMLIK ve DÜŞMANLIK zati ve yaratılıştan olmadığı, GEÇİCİ VE DIŞ ETKENLER ESERİ OLDUĞU KABUL EDİLMELİDİR...Şeytanın mahiyeti ile insan mahiyeti aynı değildir, Bu ikisi arasında eski bir düşmanlık söz konusudur. Şeytanın bu düşmanlıktan ayrılmayacağı, İnsanlığın ise buna karşı, nefsini ve türünü koruma ve müdafaa edebileceği ve o zaman beşeri mutluluğun en yüksek sınırını bulacağı ve
bu hususta TEVBE NİN KIYMETİ anlatılır.
Devam edecek,,,
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder